1. Kısım: Sindirim

İyi beslenmek yeterli değil. Sağlıklı bir yaşam için, yiyeceklerin sindirilmesi, vitamin ve minerallerin vücut tarafından absorbe olması ve toksinlerin atılması gerekli. 

Ne yersen o değilsin!

‘Ne yersen osun’ tabiri, yediğin yiyeceğin sindiriminin tamamlandığı, yani vitamin ve minerallerin emiliminin yapıldığı anlamına gelmeli. Aksi takdirde sadece boşa yiyor, sporuna veya formuna boşa dikkat ediyor, ekonomik olarak ise boşa para harcıyorsun. Çünkü eğer vücudun sindirim ve emilimi düzgün yapmıyorsa spesifik bir yiyecekten, içerisindeki besinleri almak imkansız. 

Yediğin yiyeceğin ufalması ve içerisindeki besinlerin kana karışması gereklidir. Sindirim yiyeceklerin parçalanması ile birlikte fiziksel olarak ağızda başlar. Çiğnerken yiyecek küçülür, tükürüğünle enzimler salgılanır ve yiyeceğin yapısı giderek değişir. Midene ulaşan yiyecek, mide sularıyla beraber tekrar parçalanır ve daha çok küçülür. Besinlerin emilimi ise devam eder. Kısmen hazmedilmiş yiyecek, ince bağırsağına ulaştığında, karaciğer ve pankreasın salgıladığı enzimlerle beraber sindirimi ve kana karışması tamamlanır.

Karbonhidrat, Protein ve Yağların Sindirimi

Enzimlerin, hem ufalmaya hem de absorbe etmeye yardımcı oldukları için, besinlerin sindirilmesinde ve kana karışmasında çok önemli rolleri vardır. Örneğin karbonhidratların fiziksel sindirimi ve emilimi tükürüğün içerdiği amilaz sayesinde ağızda başlar ve kimyasal sindirim ince bağırsakta devam eder. Sadece karbonhidrat değil, her ne yersen ye, yediğin şeyi ne kadar çok ve iyi çiğnersen, sindirimi o kadar kolaylaştırabilirsin.

Proteinlerin ise parçalanması için midede bulunan hidrolik asit ve pepsin salgılanması gerekir. Daha sonra ince bağırsakta pankreatik enzimlerle protein yapı taşları olan amino asitlere ayrılır. Amino asitler kana karışırken, vücut hem kas gelişimi hem de diğer RNA, DNA gibi biyolojik molekülleri ve enerji üretmek için yeni amino asitler oluşturur. 

Karbonhidrat ve proteinin sindirimi yağlardan daha farklıdır çünkü yağların aksine karbonhidrat ve protein suda çözünebilir. Yağların sindiriminin çoğu ince bağırsakta başlar. Karaciğer safra kesesinde depolanan ve yağların kimyasal sindirimini başlatan safra suyunu salgılar. Daha sonra pankreatik lipaz salgılanır ve emilim tamamlanır. Fazla yağ depolanır, ya da vücuttaki temel enerji kaynağı ise enerji olarak yakılır. Kolesterolün sindirimi lifli gıdalarla beraber kolaylaşır. Yağların emilimi tam olarak gerçekleşmediği zaman yorgunluk ve mide bulantısı gibi sorunlar ortaya çıkabilir. 

Hazımsızlığı çözmek çok kolay. 

Hazımsızlık karbonhidrat, protein ve yağların tam olarak sindirilmediği ve absorbe edilmedikleri zaman oluşur. Bağırsaklarda bulunan iyi bakteriler sindirilmemiş yiyecekten beslenemedikleri için gaz, şişkinlik ve mide ağrılarının olmasına sebep olurlar.

Vücudunda yeteri kadar enzim olmadığında da vitamin ve mineraller kana karışmadığı için yemeklerden sonra enerjik ve doymuş hissetmek yerine yorgun ve halsiz hissedersin.

Maalesef sindirim tamamlanmadıkça olan enzimlerde gerekli besinleri alamadığından dolayı düzgün salgılanmaz ve aynı döngü devam eder. 

Bu gibi bir durumda digestif enzimleri sağlayabilecek takviyeler alınmalıdır. Mümkün olduğunca raw, ve doğal olarak içlerinde enzimler taşıyan gıdalar tüketilmelidir. Pişmiş gıdalar enzim taşımazlar, bundan dolayı sindirimi süreçleri daha uzun ve zordur. Raw gıdalar ise ağızda iyi çiğnendiği takdirde, içlerindeki enzimler vücudunu beslemeye başlar. 

Digestif problemleri çözmek için her bir makro besinden, karbonhidrat, protein ve yağ, almak tercih edilmelidir. Fakat bu mercimek, et, avokado gibi üç farklı besin grubundan yemek anlamına gelmez. Her bir yemek sadece yağ veya sadece karbonhidrat kaynağı değildir. Farklı makro besinleri içinde bulunduran, tek bir gıda tüketmek hazımsızlığı önlemeye yardımcı olabilir veya yemeğin daha kolay hazmedilmesini sağlar. Örneğin mercimek ya da fasulye hem karbonhidrat hem de protein içerir. Ya da kavrulmamış, çiğ yemişler makro besinlerin her birinin karışımından oluşur. 

Bunun gibi hazımsızlığı çözmek için deneyebileceğin başka tavsiyelerimiz:

  • Konsantre proteinler ve konsantre karbonhidratları beraber tüketmemen, (örneğin et ve patates)
  • Meyveleri diğer gıdalarla aynı anda tüketmemen. (meyveler çok çabuk sindirildiklerinden (yaklaşık yarım saatte, protein ise yaklaşık 4-5 saatte) aç karnına tek başına tüketmeyi dene) yine de, turunçgiller, ananas ve orman meyveleri gibi asidik meyveler çiğ yemişlerle, muz, elma, armut ise yulafla yemenin bir zararı olmaz.

Eğer sindirim sistemin düzgün çalışıyorsa ve besinlerin emilimi gerçekleşiyorsa, farklı makro besin gruplarından gıdaları beraber tüketmende hiçbir sakınca yoktur. Çeşitli gıdalar tüketmek kan şekerini dengede ve enerjini yüksek tutmak için faydalı olabilir. Örneğin avokadonun yanında bol yeşillikli ve domatesli, çiğ yemişler veya tohumları içeren bir salata yiyebilirsin.

Hazımsızlığın bir diğer nedeni mide enzimlerinin düzgün salgılanmamasıdır. Özellikle mide enzimlerini etkileyen birtakım faktörler: yaş, stres ve çinko eksikliğidir. Yaş ilerledikçe hidrolik asidin salgılanması azalabilir. Çinko, mide asitlerinin oluşumu için gereklidir. Stres ise vücudu ‘hayatta kalma,’ yani defans moduna soktuğundan dolayı sindirimi ikinci plana atar ve enzimlerin düzgün salgılanmasını olumsuz yönde etkiler. 

Mide asitleri düzgün salgılandığında sadece proteinlerin değil, daha birçok mineralin vücut tarafından alınması da gerçekleşmez. Digestif problemlemlerin yanı sıra, yeterli mineraller alınmadığı için enflamasyon, anemiler ya da alerjik reaksiyonlar oluşabilir. 

Tam tersi olarak vücut çok fazla mide asidi üretebilir de. Alkol, kahve ve çay tüketimi vücuttaki mide asidini artırır. Bu da hem mide ağrılarına, hem de mideyi koruyan mide zarının zayıflamasına yol açar. Mide zarı zayıfladığında dışarıdan gelen zararlı bakterilerin oluşmasına, ülsere kadar birçok rahatsızlığa sebep olabilir. Bu durumda hayvansal gıdalar tüketmek yerine bitkisel proteinleri tercih etmek mide asidini dengelemeye yardımcı olur. 

Yiyecek en son kalın bağırsağa ilerler. Kalın bağırsağın görevi, yiyeceklerden gelen gerekli besin, vitamin ve mineraller alındıktan sonra, vücuttan atılması gereken toksin ve atıkları atmaktır. Kolesterol, yaşamayan kan hücreleri, aktif olmayan hormonlar kalın bağırsak tarafından rektuma ilerleyerek atılır.

Yazının devamı için buraya tıklayabilirsin.